
“bana o gün gerçekten nerede olduğunu söyleyecek misin?”
“dostum, sana söyledim. Bin kez. Tavşan avlıyordum.”
Güzel günler dilerim Sevgili Meyus Okur.
Polisiye okumalarım hızla devam ediyor (şüpheli). Ancak çabalıyorum kesinlikle. Okumaya Agatha Christie ve Arthur Conan Doyle ile başladığımdan ve bu yüzden çok sıkıldığımdan uzunca bir süre polisiye türüne karşı önyargılı oldum.
Yavaş yavaş bu önyargılarımdan kurtuluyorum. Bir adım da Jane Harper ile attım. Okuduğum kitabın adı ‘Kurak’. Avusturalya’da geçiyor ve okuduğum en akıcı polisiye olmaya aday kendisi. Ne ara kitabın ortasına geldim anlamadım. Benim halt yemem yüzünden bitirme sürem uzadı da uzadı ama sizi temin ederim ki düzenli okuma yapan biri en fazla iki günde kolaylıkla kitabı bitirebilir.
Kuraklığın insan üzerindeki psikolojik etkilerini çok güzel yansıtan cinnet görünümlü çoklu cinayet ile başlıyor kitabımız. Karakterler akışında, rahat ve kasmıyor. Ancak şunu eklemem gerekiyor ki bir cinayet kitabı için merak unsuru çok hafif kalmış. Akıcı olduğu için devam ediyorsun ama ne bileyim ben, ‘ya bunları acaba kim öldürmüş, geçmişte neler yaşanmış?’ diye bir türlü merak edemiyorsun. Tabir-i caizse yazarımız Slow Burn cinayet kitabı yazmış.
Sonlara doğru katil ortaya çıktığında ve bunu neden yaptığını okurken sinirlendiğimi hissettim çünkü cinayet sebebi maalesef ki çok yaygın ve çok tiksindiriciydi. Ama dediğim gibi şaşkınlıktan küçük dilini yutacağın bir ters köşe falan çıkmıyor su gibi akıp giden bir olay örgüsü var sadece. Ayrıca geçmişte yaşanan olayların sonu çok hızlı bağlanmıştı ben geçmişte işlenen cinayetin faillerinin de cezalarını çektiklerini görmek isterdim.
Genel olarak kitabı beğendim. Polisiye severlere tavsiye ederim. Kışın soğuğunda okurken bile sıcaktan bunalacağınız bir tasvirdi Kurak. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum sanırım.
Bizimle kalın, hoşça kalın…