Acotar serisi, DEX Kitap, Fantastik, Modern Edebiyat, roman, S-Ş, Sarah J. Maas

DİKENLER VE GÜLLER SARAYI

Seni ağlarken görmesine izin verme.
Ellerini yüzünden çek ve ayağa kalk.
Darmadağın olduğunu görme zevkini ona yaşatma.

Merhabalar sevgili Meyus okuru,

Bu sıcak yaz günlerinde içinizi ısıtan insanlarla birlikte olmanız ve her daim neşe içerisinde geçirmenizi diliyorum.  Bir şey karşımıza ne kadar çok çıkarsa istemsizce onu istemeye başlıyoruz. Psikoloji, toplum mühendisliği gibi alanların konusu olan bu temel arzulatma şeklinin bendeki yansıması kitaplar elbette ki.

 Popüler olup sürekli bahsedilen kitaplardan haz etmediğimi daha önce dile getirmiştim ancak sevgili okur, sosyal medyada kitaptan bir sahneye atıfta bulunan video ya da kısa bir klip paylaşıldığında buna bende kapılıp gidiyorum. Öncesinde ne oldu sonrası ne acaba zihnim senaryo kurmakla o kadar meşgul oluyor ki dayanamayıp kitabı alıyorum.

Sarah J. Maas’ın yazdığı ‘Dikenler ve Güller Sarayı’ tam olarak bu sebeple aldığım bir kitaptır. Kafamı nereye çevirsem ACOTAR videoları görmekten bir süre sonra “Ehh! Neymiş be bu ACOTAR” derken buldum kendimi.

Bahar, Yaz, Güz, Kış, Şafak, Gün ve Gece. Kendince ölümcül güçlere sahip Yüce Lordlar tarafından yönetilen Prythian’ın yedi sarayı. Onlara güçlü demek yetmez, çünkü onlar gücün kendisidir.”

Şu an beş kitabı bulunan serinin ilk kitabı olan Dikenler ve Güller Sarayı, periler ve insan ırkı arasında çıkan savaştan uzun yıllar sonra yapılan anlaşma ile insanlara ait olan duvarın arkasında yaşayan kızımız Feyre Archeron’nun yaşam mücadelesi ile başlamaktadır.

Annesi vefat ederken verdiği söz sebebiyle bir zamanlar tüccar olan her şeyini kaybetmiş sakat babası ve iki müşkülpesent ablasının geçiminden kendini sorumlu tutan Feyre, ailesini tok tutmak için nasıl avcı olacağını öğrenmiştir.

Ava çıktığı bir gün avı ile kendisi arasına giren bir kurt görür ancak aynı zamanda o kurt bir peridir. Ailesi için bir seçim yapması gerekmektedir ve bunun sonuçları olacağının az çok farkındadır.

Düşündüğü gibi de olur ve öldürdüğü perinin kan hakkını almak için gelen maskeli efendisi Feyre’yi Prythian’ın peri diyarına yanında götürmeye karar verince Bahar Sarayı’na girerek sevmediği bir yandan da yanlarında durmak zorunda olduğu perilerle yaşamaya zorlanmıştır.

İnsan kalbi taşıdığın için ne mutlu sana, Feyre. Bırak hiçbir şey hissetmeyen zavallılar kendine acısın.”

Sırlarla dolu sarayda sadece kurdun efendisi yüksek peri ve yedi Prythian Efendisi’nden biri Tamlin değil herkes maskeliydi ve Feyre’nin onların dostunu öldürdüğünü biliyordular. Feyre’nin bir yolunu bulup geri dönmesi gerekiyordu, annesine verilmiş bir sözü vardı ancak diğer taraftan perilere karşı gelmesi de imkansızdır.

Orada kendisine kötü davranılmasını beklerken tam tersine herkes hatta kendisinden haz etmediğini açıkça belirten Lucien bile ona karşı gayet iyi davranmaktadır. Gardını indirmeye istekli olmasa da yavaş yavaş bunu yapmaya başlarken aslında her şeyin o kadar da süt liman olmadığını bilmektedir.

Feyre, Tamlin’in sırlarını ortaya çıkartmaya çalışırken her seferinde biraz daha dibe batmaya başladı çünkü sırların devamında gelen yeni sırlar vardır.

Prythian’da ağızdan çıkan her sözün bir gücü vardı. Feyre bunu dağın derinliklerinde, zindanların karanlık köşelerinde ve de canavarın ininde defalarca yeniden öğrenecekti.  Dostların ayak bağı düşmanların ise olası müttefikler olmaya başladığı noktada Feyre atacağı her adımda çok dikkatli olmalıydı.

Duyuların en büyük düşmanındır ve sana ihanet etmek için fırsat kollayacaklar.”

Periler, benim fantastik serilerde favorilerimden biri olmamakla birlikte biraz sıkıcı bulduğum bir ırktır sevgili okur. Ortalık yangın yeriyken kenarda Earl Greyini almış yudumluyor hissiyatı verirler bana her daim.

Nitekim kitabın ilk iki yüz elli kadar sayfasının biraz öyle bir havası vardı. Yani kız debeleniyor orada kendi kendine evine dönebilmenin yollarını bulmak için ama sanki bir yandan yaklaşan felaket bunlara değil de komşu köyeymiş gibi bir haldelerdi. Hatta sıkılıp bir iki gün okumayı bıraktım ama sonrasında dayanamayıp devam ettim ve…

Sonrası elbette bir aşk klasiği olarak at gibi giden it gibi dönere hitaben ailesine giden Feyre, Bahar Sarayı’na geri dönüyor ama kıyamet çoktan kopmuştur. İşte bu noktadan sonra sevgili okur kitap ivme kazanıyor.

Aman benim karakterime zeval gelmesin burnu kanamasın olayına girmeden hem kızın hem etrafındakilerin canına okuyan sevgili Maas bizi Rhysand ile daha yakından tanıştırıyor. Bunun devamında bırak şu Tamlin’i al bunu derken buldum kendimi sevgili okur. Sonrasında ne mi oldu? Gittim paşa paşa ikinci kitabı aldım.

Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmında bizimle paylaşmayı unutmayın. Kendinize iyi bakın…

XOXO


Yazar:Sarah J. Maas
Çevirmen:Meriç Keleş
Orijinal Adı:A Court Of Thorns And Roses 1
Yayınevi:DEX Kitap
Sayfa Sayısı:540
Tür:Edebiyat, Fantastik, Roman

Yorum bırakın