Acotar serisi, DEX Kitap, Fantastik, roman, S-Ş, Sarah J. Maas

GÜMÜŞ ALEVLER SARAYI (DİKENLER VE GÜLLER SARAYI #4)

Başlangıçta
Ve sonunda
Karanlık vardı
Ve başka bir şey yoktu.
Dipsiz, ufuksuz, yüzeyi olmayan bir denize batarken soğuğu hissetmedi. Ama yanmayı hissetti.
Ölümsüzlük, sakin bir dinçlik değildi.
Ateşti.

Merhabalar sevgili Meyus okuru,

Serinin bu kitabında en çok hoşuma giden kısım karşımızda güçlü, kusursuz bir kahraman yok. Bu sefer karşımızda kendinden nefret eden biri var.

Savaş bitmiş ama herkesin içinde başka bir savaş başlamış. Feyre kendi hayatını kurmaya çalışıyor, Rhys her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyor yani kısacası herkes hayatına bir noktadan devam etme ileriye bakma başlamış durumdaydı.

Ya Nesta?

Babası ölmüş.

Kendini işe yaramaz hissetmiş.

En kötüsü: değişmişti ve bu kesinlikle istediği bir değişim değildi.

Kendini Velaris’in köşelerinde kaybetmiş, nerde akşam orada sabah diyebileceğimiz bir halde dibe batmış bir halde ortalıkta gezmekteydi. Öyle bir noktaya gelmişti ki Feyre ve Rhys müdahale etmek durumundaydı. Nesta’ya bir seçim sunuyorlar daha doğrusu son bir şans,

Ya kendini toparlayacak ya da tamamen yalnız kalacak.

Farklı, değiştirilmiş bedenini, artık kalıcı olarak değiştiğini ve insanlığının gittiğini kabul edebilirdi , ancak bu dünyada nereye ait olduğunu da bilmiyordu. İçkide, müzikte ve kâğıt oyunlarında boğmaya çalıştığı düşünce buydu.”

Bu, onun için bir  nevi sürgün gibidir ama Rüzgar Evi’ne taşınır. Yüzlerce basamak, kaçamayacağı bir mekân ve istemediği bir hayat. Başlangıçta orada bulunmaktan nefret etse de ev ile arasında bir bağ da gelişiyor.

Peki evde tek başına mı sevgili okur? Tabii ki hayır. İşte burada bir nevi bakıcı rolüyle Cassian devreye giriyor.


Sen bir canavarsın”
Cessian göz kırptı “Doğma büyüme.”

Cassian onu kurtarmıyor, zorlamıyor. Sadece orada duruyor. Yine de sürekli çatışma halindeler. Üstelik bunun için bir sebebe bile ihtiyaçları yok. Ufak bir kıvılcım çıkması yeterli bu çatışma için sevgili okur.

Bu süreçte Cassian ile olan ilişkisi de değişir. Başlangıçtaki keskinlik yerini daha karmaşık bir şeye bırakır. Aralarındaki çekim inkâr edilemez hale gelir, ama bu çekim tatlı bir romantizm yerine farklı bir savaşa dönüşür. Hem Nesta’nın kendi içerisinde verdiği hem de Cassian’a karşı.

Hayatımda hicbir pişmanlık duymuyorum ama bu var. Zamanımızın olmaması. Seninle vakit geçirememiş olmam, Nesta. Seni öbür dünyada, öbür yaşamda tekrar bulacağım. Ve o zamana sahip olacağız. Söz veriyorum.”

Günleri belirsiz bir rutine doğru yol alırken kütüphaneye de yardım eden Nesta zamanla başkalarıyla tanışır.

Gwyn ve Emerie.

 İkisi de kendi travmalarını taşıyan kadınlardır ve Nesta ilk kez kendini yalnız hissetmediği bir ortamda bulunur.

İlk kez bir şeye ait hissediyordur. Bu üçlü arasında yavaşça kurulan bağ, Valkyrie eğitimi başladığında bu sadece fiziksel bir güç kazanımı değil, aynı zamanda bir kimlik inşasıdır.  Ancak bunu inşa etmek o kadar da kolay değildir. Beraber eğitim alırken, güçlenirken yeni engeller de karşısına çıkmaya devam ediyordu.  

Briallyn ve ölüm objeleri, Nesta’nın gücünü merkeze alan daha büyük bir tehlikenin habercisidir. Nesta’nın içindeki güç sadece bir hediye değil, aynı zamanda bir yük haline gelir.

Nesta, Gwyn ve Emerie kendilerini ölümcül bir hayatta kalma mücadelesinin içinde bulurlar. Bu noktada artık mesele Valkyrie olmak için eğitim, göze almaları gereken bir risk ya da gelişim değildir. Bu saf hayatta kalma içgüdüsüdür.

Bilerek kör olan kimseye güvenilmez.”

Tüm bunlar olurken Feyre’nin hamileliği ölümcül risk taşımaktadır. Bebek Illyrian kanatlı olduğu için doğum neredeyse imkânsızdır. Ya bebek ölmeliydi ya da doğumda Feyre ölecek yani dolaylı yoldan da Rhys.

Bu noktada Nesta devreye giriyor.  Tüm kitap boyunca kaçtığı, korktuğu, reddettiği gücünü bu kez bir seçimle kullanır. Feyre’yi kurtarmak için. Bebeği kurtarmak için.  Bunun elbette ki bir bedeli vardı.

Yani sevgili okur, Bu bir zafer hikayesi değil. Bu, kendinden nefret eden birinin yavaş yavaş kendini kabul etmeyi öğrenmesinin hikâyesiydi. Büyük ihtimalle de serinin en insani hikâyesiydi.  

Ne de olsa her insanın yaşamı, kendisinin baş rol olduğu bir hikaye ve her birimiz en dibi farklı şekillerde görüyoruz. Bazılarımız birden fazla görüyor. Önemli olan silkelenip ayağa kalkacak gücü bulmak. Nefes aldıkça umut tükenmez sevgili okur. Sağlıcakla kalın.

Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmında bizimle paylaşmayı unutmayın. Kendinize iyi bakın…

XOXO

Dipnot: Buz ve Yıldızışığı Sarayı aslında 3. ve 4. kitap arasında köprü niteliğinde ki ara kitap olmakla beraber bazı sayfalarda 3.5 gibi bir sıralama verilmektedir. Yani demem o ki okumazsanız serinin bütünlüğü bozulmaz. Bu sebeple bende Buz ve Yıldızışığı Sarayı biraz yok saymış olabilirim.


Yazar:Sarah J. Maas
Çevirmen:Arif Dursun
Orijinal Adı:A ​Court of Silver Flames (A Court of Thorns and Roses #4)
Yayınevi:DEX Kitap
Sayfa Sayısı:728
Tür:Edebiyat, Fantastik, Roman

Yorum bırakın