Dark Academia, Fantastik, Modern Edebiyat, P-R, R.F. Kuang, roman

KATABASİS

Artık bilgelerin dünyasında yaşamıyorlardı, derinlemesine sorgulamaya ilgi yoktu; bu çağın insanları yalnızca magazin, dedikodu ve eğlence istiyordu. Medeniyet çöküyor, kıyamet yaklaşıyordu. İnsanlar atalarının yüceliğini unutmuş önemsiz küçük tartışmalara saplanmışlardı; bu kısır döngüden kurtulamıyorlardı çünkü artık kimse nasıl düşüneceğini bilmiyordu.

Merhabalar sevgili Meyus okuru,

Bugün karşınıza R.F. Kuang ile tanışma kitabım olan Katabasis ile çıktım. Haşhaş Savaşları, Babil, Sarı Yüz gibi kitapların da yazarı Kuang’ın kalemine bayılmadım ama fazlaca sevdim. Olduğundan yüz sayfa falan eksik olsa büyük ihtimalle bayıldım derdim. Buradan da anlayacağınız üzere bazı kısımları fazla uzattığından dolayı kendi içerisinde tekrara düşme durumundaydı.

Eğer insan kendini Sürekli yeniden icat edebiliyorsa, utanç ya da acı veren parçalarını kesip atabiliyorsa, bir başkasını gerçekten tanımak nasıl mümkün olabilirdi? İnsanlar yalnızca başkalarıyla temas edene kadar süren bir yanılsamayı mı sürdürüyorlardı? Öyleyse insanlar nihayetinde bir yalanlar silsilesinden mi ibaretti?

Katabasis Cambridge Analitik Büyü Bölümü’nde ki Alice’in cehenneme gitmek için yola çıkmasından hemen öncesinde başlar. Kendisinin sebep olduğu bir kaza sebebiyle ölen Profesör Grimes’ı bulup ona her kapıyı açması muhtemel imzayı alması kariyerinde ilerlemesi için kendisine göre bir zorunluluktur. Ne de olsa Profesör Grimes alanının en tepesinde olan kişidir. Ölü de olsa imzası bir hayli iş görürdü.

Alice yolculuğa son dakika dahil olan Peter ile gider. Peter Murdoch, onun en iyi anlaştığı, asla anlaşamadığı, en büyük rakibi, aynı danışmanın öğrencisi olduğu için onu anlayacak kişiydi. Peter onun için asla çözemeyeceği problemdi. Kişilik olarak tam tersiydi. İletişimin kolay kurulduğu, girdiği ortamda hemen dikkat çeken doğuştan yetenekli olanlardandı.

İkilinin Gurur katıyla başlayan yolculukları cehennemin derinliklerine doğru ilerlerken kendi cehennem haritalarını, büyüyü yorumlayışlarını ve daha birçok şeyi paylaşmaya başladılar. Paylaşımları arttıkça Alice’in zihni daha da bulandı bazı soruları cevaplanırken bazı durumlarda tam tersi oldu. Üstelik Peter’dan hoşlanması da ona çok yardımcı olmuyordu.

Zamana dair ortak bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Tanrılar sevgiyi böylesine gelip geçici, böylesine umutsuzca, ruhlarının her zerresini tüketerek yaşamazlar. Ama siz insanlar bir nefeslik yaşar, sonra ölürsünüz; bütün hayatınızı öte dünyada nasıl birlikte kalabileceğinizi düşünerek geçirirsiniz, hâlbuki gerçekten istediğiniz şeyin bu olup olmadığını bile bilmezsiniz.

Hoşlanıyor dediysem sakın aşk kuşları ya da ona benzer bir görüntü canlanmasın gözünüzde sevgili okur. İkilinin birbirine olan ilgisi asıl amaçları etkilemiyordu. Cehennemin her katında ve katların arasında bir mücadele bekliyordu.

Alice’in zihninin sürekli bulanması belli bir noktada bende de boğuma hissi yarattı. Kendi ile ilgili o kadar fazla olumsuz düşüncesi var ki okurken istemsizce aslında asıl cehennemin kendi zihnimiz olduğu bir kez daha fark ettim. Olayları farklı açılardan inceleyip ‘Acaba şöyle mi yapsaydım?’, ‘Ya başaramazsam?’ tekrar tekrar gözden geçirmesi aslında hepimizin gün sonu yaptığımızın aynısıydı. Sinirlendim, saçmalamasına saplantılı düşünceleri yüzünden omuzlarından sarsıp kendine getirme isteği ile doldum.

Sokrates’in dediği gibi: “Eğer yaşayanlar öte dünyadan doğsaydı ve sürekli ölseydi, her şeyin ölümle tükenmesini ne engelleyebilirdi?”

İşin kötü yanı bu çabasının sebebini fazlaca iyi anlamam oldu. Belki de beni asıl rahatsız eden buydu sevgili okur. Akademik dünyada erkek olmak ve kadın olmak çok farklı iki şeydir. Aslında sadece akademik demek haksızlık olur. Herhangi bir mecrada kadın ve erkek olmak tamamen işin rengini değiştiren şeylerden biridir.

Alice sadece bunun büyücülük akademisinde bize yansıyan bir misaldir. Karakteristik olarak fazla atılgan olmayan, ne istediğini bilen, bilgiye aç ve en iyi olmak için sınırlarını zorlayan –hatta olabilecekten daha fazla zorlayan- biriydi. Diğerlerinden farklı bir duruş sergilemeye çalışıp bende buradayım demeye çalışan biriydi.

Sokrates’in dediği gibi: “Eğer yaşayanlar öte dünyadan doğsaydı ve sürekli ölseydi, her şeyin ölümle tükenmesini ne engelleyebilirdi?”

Peter’a ise söyleyecek lafım çok yok. Kendisi kitapta fazlasıyla sevdiğim biri oldu. Tercihleri doğru muydu? Şüpheli, hatta bir noktada tamamen yanlıştı. Ancak elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışması ve parlak çocuk imajı için gösterdiği çabaya diyecek lafım yok. Zayıflıklarını göstermemenin en iyisi olduğunu çok erken yaşta öğrenmiş ve buna göre şekil almış biriydi.

Shakespeare’in zamanında dile getirdiği ‘Cehennem boş, bütün şeytanlar burada’ sözünün karşılığı bir karakter olan Profesör Grimes ise insanın hayatı boyunca muhakkak bir kere denk geldiği, despot, zorba kısacası lanetten bir insandı. Akıllı ama saf iki genci manipüle ederek yaptıkları ve kendini haklı görmesi bile insanın sinirlerini hoplatmaya yetiyor sevgili okur.

Sokrates’in dediği gibi: “Eğer yaşayanlar öte dünyadan doğsaydı ve sürekli ölseydi, her şeyin ölümle tükenmesini ne engelleyebilirdi?”

Aslında yazıya başlarken katlarda karşılaştıkları şeylerden, cehennemin kralından, Dante’nin ve diğer birçok cehennem tasvirinden, Lehte nehrinden bahsetmek vardı aklımda ancak beni asıl etkileyenin karakterin zihin akışı olduğunu fark ettim.
Eh… Bunun sonucunu da zaten biraz önce okumuş oldunuz.

Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmında bizimle paylaşmayı unutmayın. Kendinize iyi bakın…

XOXO


Yazar:R.F.Kuang
Çevirmen:Güneş Becerik Demirel
Orijinal Adı:Katabasis
Yayınevi:İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı:559
Tür:Edebiyat, Fantastik, Roman,Dark Academia

← Geri

Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

Lütfen yazımıza puan verin 🙂 (Zorunlu)


Yorum bırakın