miranda cowley heller, mundi yayınevi

Kağıt Saray: Miranda Cowley Heller

“Galiba bekleyiş dediğimiz şey erkenden başlıyor.  Yalanlar da. Rüyalar, umutlar ve hikayeler de öyle.”

Güzel günler dilerim Sevgili Meyus Okur

Açıkçası bu kitap hakkında ne söyleyeceğimi çok bilmiyorum. Zira bittiğinde tadım kaçtı ve tamamlanmamışlık hissi sardı bünyemi.

Öncelikle kitabın içinde istismar, şiddet gibi rahatsız edici unsurlar bulunuyor. Bunu bilip okumak isterseniz okuyun. Üç nesiln birbirlerine bıraktıkları yükleri okuyorsunuz. Bir annenin kızına miras bıraktığı o ağır yükler…ve elbette başlamadan önce koca bir SPOİLER uyarısını da buraya bırakıyorum.

Elle yıllanmış bir evlilik, anlayışlı bir koca ve üç tane çocukla kutsanmış bir kadın. Ancak geçmişi ile hiç yüzleşmemiş. Yaptığı seçimlerden pişman. Onu hep o aynı yol ayrımında farklı bir yöne sürükleyen seçimlerin hepsini değiştirme şansı olsa değiştirir. Çocukluğundan beri aşık olduğu adamla bir araya gelebilmek için delice şeyler de yapabilir.

Bir araya gelememiş bir aşkın sönüp küle döneceğini mi sandınız? Fena halde yanılıyorsunuz Sevgili Meyus Okur. Aksine kavuşamayan sevdalar daha şiddetli olur ve fırsatını bulduğu anda bulduğu tüm deliklerden içeri sızıp sizi ihanet denen o uçsuz bucaksız uçurumun içine atıverir. Hiçbir şey bunu engelleyemez ne yıllanmış bir evlilik, ne üç çocuk ne de sevgi dolu anlayışlı bir koca. En azında durum Elle ve Jonas için öyleydi. Jonas da başka biri ile evli bu arada. Neyse meselenin bu kısmına çok girmeyeceğim tadı kaçmasın.

Bahsetmek istediğim bir diğer nokta çocukların uğradığı cinsel istismar elbette. Elle’in annesi bu döngünün ilk kurbanı. Üvey babası tarafından tacize uğruyor ve işin en rezil kısmı annesi bu durumu görüp hiçbir şey yapmıyor. Sonra da Elle’in kendisi annesinin üvey oğlu tarafından tecavüze uğruyor. Elle yuvasız büyüyen çocuklardan. Bu yüzden öğrendiği ilk şey göze batmamak uyum sağlamak olmuş. Ablası Anna ise onun tam tersi olduğu için sürgüne gönderiliyor ki bu da Elle için başlı başına bir ders. Ne dersi diyecek olursanız sessiz kalma dersi… bu yüzden üvey kardeşi tarafından uzunca bir süre tacize uğradığı zaman, olay tecavüze kadar gittiği zaman bile susmayı tercih etti. Okurken çok kez ‘susma konuş’ diye söylensem de aslında beni bitiren şey Elle’nin susuşundaki tanıdık utanç hissiydi. Elle sustu ve ben neden sustuğunu ve neden bu konu hakkında hiç konuşmayacağını maalesef tam olarak anladım ve hissettim.

Kitabı genel olarak beğendim. Farklı bir bakış açısı vardı. Elbette ihanetin her türlüsüne karşıyım ve hiçbir bahanesi olamaz. Ancak ana karakter de bizden bir af beklemiyor emin olun anlaşılmak gibi bir kaygısı da yok. Bana kalırsa kitapta fazla yarım kalan mesele vardı ama sanırım olay da bununla ilgili zaten. Neyi seçersen seç bir noktada yarım kalma hissi ile yüzleşmek zorundasın.

Son parantez açıp zavallı Peter’a (Elle’nin kocası) üzüldüğümü de söylemeden bitirmek istemiyorum. Adam sadece Elle’yi Jonas’ın elini öperken gördüğü için dağıldı ve “benim karım benden başka kimseyi öpemez,” diye triplere girdi. Halbuki Peter’ın boynuzlar Newyork’tan Londra’a yol olmuş haberi yok. He-heyyyt!

Neyse kitap güzel ve sinir bozucuydu. Ben beğendim. Bizimle kalın hoşça kalın…

Yorum bırakın