
“herkesin yaşamının benim yıkılışım üzerinde bir an bile durmadan sürüp gitmesine şaştım”
HERKES BİRAZ MEYUSTUR HAYATTA

“herkesin yaşamının benim yıkılışım üzerinde bir an bile durmadan sürüp gitmesine şaştım”

Sonucu görüyorsun- bütün bu acılar dilsiz bir protoplazmik sürücüye akıp Delphi’yle birleşiyor. P. Burke çekip gitmek, zincirlendiği canavardan kurtulmak istiyor. Delphi’ye dönüşmek istiyor.


Hizmetçiyle dedektifin ortak bir yanları vardır. Hizmetçi ne yapar? Temizlik yaparken, kıyıda köşede gizli kalmış şeyleri bulup ortaya çıkarır. Dedektif de aynısını yapmaz mı?

“Zaman bana hiç uymuyor. İçine sığamadığım bir şey zaman. Hep dar geliyor. Az geliyor. Evdeyken hele.”

“Demek istediğim, acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu.”

“Bir ulu şehirde toplanmış kırk er görüyorum… Aralarında sen de varsın… Yağmur yağıyor. Irmağın kıyısında dövüşüyorsunuz. Budun kurtuluyor… Adınız unutulmayacak! Bin üç yüz yıllık ölümden sonra dirileceksiniz… Acunun batımına dek adınız gönüllerde kalacak.”

“Vazgeçsem, uyusam, arafta kalmış bu bilincin yerine daha iyi, beni tanımayan birine gizlice fısıldanmış hüzünlü şeyler koysam!”

Bir kadına düşlerindeki krallığı görmek her gün kısmet olmuyor ne de olsa.

“Zamanın geçişi nasıl anlatılır ki? Işık ve gölge… Kaleydeskoptan bakıldığında görülen dağınık, paramparça şekiller…”